22 Mart 2015 Pazar

Esaretten Çalışarak Kurtulan Bizanslılar

İstanbul'un fethi sırasında esir düşen Bizans askerleri sonradan şehrin tamirinde çalıştırıldılar. Bunlara 6 akçe gündelik verildi. Tamir işlerinin bitiminde, esir askerler, biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satın aldılar.

Ramazan-ı Şerif'te İşsiz Kalan Hayır Cemiyetleri

Ramazan-ı Şerif geldiğinde, herkes hayır yapmak için mücadele verdiğinden, hayır müesseseleri çoğu zaman işsiz kalırdı. Yani hayır yapacak fakir fukara bulamazlardı. Başta devlet adamları, zenginler ve hasılı herkes imkanı nisbetinde hayra koşmaya daha bir başka ehemmiyet verirdi.
Zengin fakir bu ayda aynı nimetlere nail olurdu. Konaklar, kimin olursa olsun, hangi makamın sahibi bulunursa bulunsun istisnasız her akşam mükellef sofralar hazırlatır, herkes bu sofralara izinsiz dahil olurdu. Konakların kapıları Ramazan boyu açık olur ve hiç kimseye niçin geldin diye sorulmazdı.
İftara dahil olmuş hususi davetlilerin haricindeki müsafirler yedikleri yemekten dolayı "diş kirası" adı ile yüklü bahşişler de alırlardı. Diş kirası vermek en büyük haslet idi. Bu adeti yapmak için zenginler yarışırlardı. Diş kirası: "Yemeğini yemiş olan müsafire; konağında yemek yiyip, konak sahibinin sevap işlemesine vesile olduğu için teşekküren verilen bir hediye" dir.
Osmanlılar zamanında, Ramazan boyunca aldığı diş kiraları ile, gelecek Ramazan'a kadar geçinen insanların olduğu kaydedilmektedir.

19 Mart 2015 Perşembe

Ramazan-ı Şerif'in İlanı Merasimle Olurdu

Osmanlılar zamanında Ramazan-ı Şerif'in ilanı büyük bir merasimle olurdu. Ramazan-ı Şerif ayının başlama günü İstanbul Kadılığı tarafından tesbit edilirdi. Bu tesbit yani Rü'yet-i Hilal denilen, ayın görülmesi ile oruca başlanırdı. Ayın görülmesinin tesbiti için İstanbul Kadılığı tarafından Şehzade Camii'nde memurlar vazifelendirilirdi.
Şaban-ı Şerif'in 29. günü Hilal gözlenmeye başlanır, eğer görülmezse Şaban ayı 30 kabul edilir ve bu otuzuncu gün "yevm-i şekk" yani şüpheli gün diye kabul edilirdi.
Kadılığın tayin ettiği memurlar Hilali gördüklerine dair şehadette bulunurlar ve en az iki kişinin şahitlik etmesi ile de Ramazan-ı Şerif ilan edilirdi. Şaban ayının 29. günü Şeyhülislam kapısında toplanılır ve burada gelen şahitler çok titiz bir şekilde sorgu-suale tabi tutulur ve kesin kanaat hasıl olunca mahkemenin sicil kaydına yazılırdı. Diğer bir ilan da sadrazam ve padişaha gönderilir ve Ramazan-ı Şerif'in başladığı bildirilirdi.

18 Mart 2015 Çarşamba

Sultan Dördüncü Murad'ın Müthiş "Darp Atışı"

 
Sultan Dördüncü Murad Han'ın okçulukta da büyük bir rekoru bulunuyor. Devrin büyük padişahı bu rekorunu. "darp atışı" adı verilen kalın cisimleri okla delmede elde etti. Hint İmparatoru Timuroğlu Şah Cihan'ın, elçisi Emir Zarif Bey ile hediye olarak gönderdiği ve "Ok işlemez ve kılıç kar eylemez!"diye övülen, fil kulağından yapılma ve üzeri gergedan derisiyle kaplı son derece kavi kalkanı Sultan Murad Han, Musul'da yapılan merasim sırasında elçinin gözleri önünde bir ok atışıyla delmişti. Darp atışlarında son derece usta olduğu bilinen Sultan Murad Han, yine ok atışlarıyla delik deşik ettiği 12 zırhı da Kahire Kalesi'nin kapısı üzerine astırmıştı.

4 Mart 2015 Çarşamba

Kimin Düğünü Daha Güzel?

Kanuni Sultan Süleyman şehzadelerini sünnet ettirdiği sırada oldukça görkemli bir düğün yaptırır. Ondan daha önce vezir Makbul İbrahim Paşa da muhteşem bir düğün yaptırmış ve bu düğüne Kanuni Sultan Süleyman'ı da davet etmiştir. Sultan bir vesileyle İbrahim Paşa'ya: "Senin düğününle benim düğünümü nasıl buluyorsun? Hangisi daha güzel oldu?" diye sormuş. İbrahim Paşa "Benim düğünüm daha güzel oldu." demiş. Padişah şaşkın bir şekilde sebebini sorunca paşa:
"Efendim, benim düğünümü sizin gibi bir cihan padişahı şereflendirdi. Sizin düğününüze böyle bir kimse geldi mi?" cevabını vermiş.

3 Mart 2015 Salı

Cuma Günleri Hayvanları Kullanmak Yasak

Osmanlı arşivinde yer alan bir vesika, eskiden hayvan haklarına verilen önemi gözler önüne seriyor. Vesikada şöyle diyor:

“İhtisab Nezareti’ne; Malumları olduğu üzere odun, toprak ve tuğla nakletmekte olan beygir ve merkeplerin Cuma günlerinde kullanılması ve boş oldukları halde binilmesi yasak olup bu hayvanların semerleri üzerine demir çivi gibi şeyler konulmakta ve sakat olan beygirlerin ayaklarına bez ve meşinler sardırılarak gerekli tedavileri yapılmakta idi. Fakat bugünlerde bu usul yerine getirilmeyip zikrolunan hayvanlara Cuma günlerinde binilmekte ve tedavilerine riayet edilmemekte olduğu haber alınmış ve bu durum merhametsizlik olarak görülmüştür. Bundan sonra eski yasağın uygulanması, bu gibi hayvanların Cuma günlerinde kullanılmaması, boş oldukları halde binilmemek üzere semerleri üzerlerine demir çiviler koydurulması ve içlerinde sakat olmuş olanların ayaklarına bezler meşinler sardırılarak gerekli tedavilerine itina ve dikkat olunması hususları için gereken esnaf kethüdalarıyla sair icap edenlere sağlam ve tesirli tembihlerde bulunulması ve bununla beraber uygunsuz haller vukua getirilmemesi için dikkat edilip gerekli kontrollerin yapılması hususlarının tarafınızdan bildirilmesi Meclis-i Vala’da müzakere edilmiştir. Gerçekten de bu yazılan hususlar itinaya değer maddelerden olup bu konuda gerekli kontrollerin yapılması icap etmekte olduğundan belirtildiği üzere gereğinin güzel bir şekilde yerine getirilmesi sizin himmetlerinize bağlıdır.”

2 Mart 2015 Pazartesi

Mostar Köprüsü


Mostar Köprüsü Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin Mostar şehrinde Neretva Nehri’nin üzerinde 1566 senesinde Osmanlılar zamanında Mimar Sinan tarafından yapılan, dünyanın sanat bakımından en müstesna taş köprüsüdür.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı Devleti sınırları içine giren Bosna-Hersek’te cami, medrese, kervansaray ve köprü gibi mimari değeri de yüksek pek çok hayır eseri yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a Neretva Nehri üzerine yaptırılan “Mostar köprüsü” de bunlardan biridir. Yapım harcında yumurta ve keçi kılı kullanılan, tek kemerli, iki ayak arası 28.59 metre genişliğinde olan hilal şeklindeki köprünün yüksekliği 20 metredir. Taş korkulukları arasındaki genişlik 4.05 metredir. Üst döşemesi düz olmayıp kademelidir. Bu hususiyetiyle köprüden yayalar ve arabalar rahatlıkla geçebilmektedir. Zamanla köprünün üst ve diğer kısımlarında bazı değişiklikler yapılmıştır. Mostar Köprüsü, “Büyük Köprü” ismiyle de bilinmektedir.
427 yıl boyunca zelzelelere, sellere ve İkinci Dünya Savaşı’na direnerek İslam dininin ve Osmanlının sembolü olan hilali, beş asırdır Avrupa’nın ortasında bütün mimari zarafet ve güzelliğiyle koruyabilen köprü, iç savaşa yenik düştü. Hırvatların Bosna’ya yardım götüren bütün yolları ve köprüleri devreden çıkarma planı gerekçesiyle Mostar Köprüsü’de 9 Kasım 1993’te bombalandı ve Neretve Nehri sularına gömüldü. Böylece Hırvatlar burada sadece taştan yapılmış bir köprüyü değil, asırlardan beri buradan geçen milyonlarca insandan geriye kalan hatıralarla, pek çok mimara ilham kaynağı olan sanat eserini de yok ettiler. Avrupa topraklarında Müslümanlara ve İslami eserlere tahammül edemeyenler, Haçlı zihniyetiyle her şeyi ortadan kaldırma gayretindedirler. Kendi tarihi eserlerinin korunmasında gayet insani davrananlar, İslami eserlere karşı gaddar, barbar ve hain olmaktadırlar.
Mostar Köprüsü’nün yıkılışı Bosna’daki savaşın hiçbir sınır ve kaide tanımayışını ortaya koymuştur. Fakat asıl mühim olan sanat için çırpındığını ilan eden milletlerin susması ve bunu yıkan bir kavmin kendi memleketini bile düşünmekten aciz oluşudur. Bunlar medeniyet adına barbarlık yapan, geleceği olmayan, hissiz, sanat zevkinden mahrum milletlerdir.