11 Şubat 2015 Çarşamba
14'üncü Padişahtı, 14 Sene Padişahlık Yaptı
Sultan Birinci Ahmed Han, Sultan Üçüncü Mehmed Han'ın oğlu olup Osmanlı padişahlarının 14'üncüsüdür. Babasının vefatı üzerine 1603 senesinde padişah oldu. Saltanatta tam on dört sene kaldı ve 1617 senesinde vefat etti.
İstanbul'a Göç Yasak
Nüfus bakımından çok hareketli bir geçmişe sahip olan İstanbul, tarihte en çok göç alan şehirlerden biri olmuştur. Bugün de devam eden bu duruma engel olmak için Osmanlılar zamanında bir dizi yasaklar getirilmiştir. İstanbul'un fethinden sonra şehrin çeşitli mahalleleri Anadolu'dan getirilen göçmenlerle kurulmuştur. Mesela bugünkü Aksaray semtini Aksaray şehrinden gelenler kurmuş ve semt, ismini bunlardan almıştır. Bu gibi göçler öyle çok olmuş ki, şehrin nüfusu kısa zamanda ikiye üçe katlanmıştır.
1477 tarihindeki tespitlere göre şehrin nüfusu 100 bin idi. 1535'te bu rakamın 400 bin olduğu, 1550'de 500 bine yaklaştığı kaydedilmektedir. Hızla artan nüfus karşısında ortaya çıkan çok çeşitli sıkıntılar sebebiyle şehre yerleşmek için gelenlere artık izin verilmemiştir. Sadece devlet görevlilerinin ve ihtiyaç olabilecek kişilerin yerleşmesine izin verilmiştir. Bu sebeple göçün önüne geçmek için çok çeşitli yasaklar getirilmiş, hatta ziyaret için gelenlere bir çeşit "serbest dolaşma belgesi" olan "mürur tezkiresi" denilen izin belgesi verilmiş ve ziyaretçiler ancak bu belge ile şehirde dolaşabilmişlerdir. Bu belgeyi alanlar, şehirde işleri bittiği zamana veya taahhüt ettikleri vakte kadar kalıp sonra terk etmeye söz vermiş olurlardı. Terk etmeyenler eninde sonunda yakalanır ve geldikleri yere gönderilirdi.
1477 tarihindeki tespitlere göre şehrin nüfusu 100 bin idi. 1535'te bu rakamın 400 bin olduğu, 1550'de 500 bine yaklaştığı kaydedilmektedir. Hızla artan nüfus karşısında ortaya çıkan çok çeşitli sıkıntılar sebebiyle şehre yerleşmek için gelenlere artık izin verilmemiştir. Sadece devlet görevlilerinin ve ihtiyaç olabilecek kişilerin yerleşmesine izin verilmiştir. Bu sebeple göçün önüne geçmek için çok çeşitli yasaklar getirilmiş, hatta ziyaret için gelenlere bir çeşit "serbest dolaşma belgesi" olan "mürur tezkiresi" denilen izin belgesi verilmiş ve ziyaretçiler ancak bu belge ile şehirde dolaşabilmişlerdir. Bu belgeyi alanlar, şehirde işleri bittiği zamana veya taahhüt ettikleri vakte kadar kalıp sonra terk etmeye söz vermiş olurlardı. Terk etmeyenler eninde sonunda yakalanır ve geldikleri yere gönderilirdi.
10 Şubat 2015 Salı
Hükümdar Toprak Vermez
Yavuz Sultan Selim Han, Kırım'da bulunduğu sırada Mengli Giray'ın oğlu Mehmed Giray Yavuz'a:
"Sultan'ım, ihtimal ki yakında tahta çıkarsınız. O zaman Kefe vilayetini bize terk eder misiniz?" diye sordu.
Yavuz Sultan Selim ona şu ibretli cevabı verdi:
"Hükümdarlar, yalnız vilayet fetheder, ama vilayet bahşetmez. Size istediğiniz kadar altın ve gümüş veririm, lakin benden memleket istemeyin."
"Sultan'ım, ihtimal ki yakında tahta çıkarsınız. O zaman Kefe vilayetini bize terk eder misiniz?" diye sordu.
Yavuz Sultan Selim ona şu ibretli cevabı verdi:
"Hükümdarlar, yalnız vilayet fetheder, ama vilayet bahşetmez. Size istediğiniz kadar altın ve gümüş veririm, lakin benden memleket istemeyin."
Hayvan Sevgisine İbretlik Örnekler
*Hayvanların bakım, barınma ve beslenmeleri için mirastan tahsis edilen paralar,
*Hasta hayvanların tedavileri için ve bunlar yararına oluşturulan vakıflar,
*Kediler için yapılmış kulübeler,
*Hayvanların beslenmesi için tahsis edilmiş uşaklar,
*Kasap ve lokantaların önünde sıraya girmiş hayvanlar,
*Sokak hayvanları için düzenlenen şiş kebap günleri,
*Her hafta kurulan pazarlarda varlıklı ailelerin kafesteki kuşları satın alıp özgür bırakma geleneği,
*Sokakta doğurmuş bir hayvan gördüklerinde hemen oracığa bir kulübe yaptırmak için yarışan insanlar,
*Yük hayvanlarına fazla yük yükletenler için çıkartılan fetvalar, bu hayvanlara aşırı yükten dolayı ıstırap çektiren insanlara aynı yükü taşıtarak ceza verilmesi,
*Dolmabahçe'deki kuş ve Üsküdar'daki kedi hastaneleri, cami ve mezarlardaki suluklar, kuş evleri, hatta mimari açıdan eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşkleri...
Bu kadar çeşitliliğin yanında bir de sonbaharda geri dönemeyen ve bakıma muhtaç olan leylekler için kurulan merkezler çok ilgi çekicidir. 19. yüzyılda Bursa'da kurulan ve dünyada eşine rastlanmayan Düşkün Leylekler Evi (Gurabahane-i Laklakan), dünyanın ilk hayvan hastanesi özelliğini de taşımaktadır.
9 Şubat 2015 Pazartesi
Mukaddes Emanetler İstanbul'a Nasıl Nakledildi?
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkması sonucunda Ravza-i Mutahhara'da bulunan Mukaddes emanetler de tehlikeye düşmüştü. Bu emanetler arasında Peygamber Efendimiz'e ve ashabına ait pek çok mukaddes eşya bulunmaktaydı. Ayrıca Osmanlı padişahları "Hadimü'l-Haremeyn" ( Mekke ve Medine'nin Hizmetkarları) unvanını aldıktan sonra her sene Ravza-i Mutahhara'ya çok kıymetli hediyeler gönderiyorlar ve bunların itina ile muhafazasını temin ediyorlardı. Madden ve manen paha biçilemez kıymette olan hediyelerin ve emanetlerin, isyancıların veya İngilizlerin eline geçme tehlikesi vardı. Fahreddin Paşa bütün mesuliyeti üzerine alarak, İstanbul'a gönderilmek üzere bu emanetlerin bütün vasıflarını gösteren zabıtlar tutturdu. Pek çok nüshası olan bu zabıtlar başta Fahreddin Paşa ve Şeyhü'l-Harem Ziver Bey olmak üzere toplam altı yetkili tarafından imzalandı. 30 parçadan oluşan; büyük elmaslar (Kevkeb-i Dürri), süslü şamdanlar, avizeler, kandiller, askılar, yelpazeler ve çok kıymetli yazma eserlerin de bulunduğu bu eşyalar, içleri teneke kaplı kutulara yerleştirilerek "Hazret-i Nebevi" damgasıyla mühürlendi. Şeyhü'l-Harem Ziver Bey başkanlığındaki bir heyetle 14 Mayıs 1917'de Medine'den, 2 bin askerin koruması altında trenle yola çıkarılan bu emanetler 27 Mayıs 1917'de sağ salim İstanbul'a ulaştırılmıştır.
Fahreddin Paşa, bu Mukaddes Emanetler'i İstanbul'a göndermek suretiyle bütün Müslümanlara büyük bir hizmette bulunmuş ve tarihin en büyük kıymete sahip bir hazinesini kurtarmıştır.
Fahreddin Paşa, bu Mukaddes Emanetler'i İstanbul'a göndermek suretiyle bütün Müslümanlara büyük bir hizmette bulunmuş ve tarihin en büyük kıymete sahip bir hazinesini kurtarmıştır.
8 Şubat 2015 Pazar
En Uzun - En Şişman - En Kısa Vezirler
Gelip geçen bütün Osmanlı sadrazamları içinde, yedi asra yakın, en uzun boylu sadrazam rekorunu elinde tutan, Sokullu Mehmed Paşa'dır. Boyu iki metreyi aşardı. Bu yüzden de halk arasında "Tavil (uzun) Mehmed Paşa" diye anılırdı.
Şişmanlık rekoru ise, Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamlarından Semiz Ali Paşa'dadır. Ali Paşa öylesine "semiz" idi ki, çağının en büyük devletinde, aranıp taranarak, kendisini taşıyabilecek yapıda sadece iki at bulunabilmişti. Öbür atların, üzerine bindiği an, ayakları bükülüyor, belleri çöküyordu.
Kısa boyluluk rekoru, Dördüncü Mehmed Han'ın sadrazamı İbşir Mustafa Paşa ile Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın sadrazamı "Şapur Çelebi" adıyla da ünlü Küçük Said Paşa'nın üzerindedir. Bu paşaların boyları, hemen hemen, saray cüceleri kadar bir şeydi.
Şişmanlık rekoru ise, Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamlarından Semiz Ali Paşa'dadır. Ali Paşa öylesine "semiz" idi ki, çağının en büyük devletinde, aranıp taranarak, kendisini taşıyabilecek yapıda sadece iki at bulunabilmişti. Öbür atların, üzerine bindiği an, ayakları bükülüyor, belleri çöküyordu.
Kısa boyluluk rekoru, Dördüncü Mehmed Han'ın sadrazamı İbşir Mustafa Paşa ile Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın sadrazamı "Şapur Çelebi" adıyla da ünlü Küçük Said Paşa'nın üzerindedir. Bu paşaların boyları, hemen hemen, saray cüceleri kadar bir şeydi.
7 Şubat 2015 Cumartesi
En Çok İktidarda Kalan Sadrazam
Sultan Birinci Murad Han devrinin ünlü kazaskeri, Vezir Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa'nın oğlu Ali Paşa, Selçuklu devri ve Cumhuriyet Türkiyesi de içinde olmak üzere, en çok iktidarda kalan başbakandır. Başbakanlığı (büyük vezirliği) 22 Ocak 1387'den 1406 sonlarında vefatına kadar aralıksız 20 sene sürmüştür.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










